03 Ocak 2010 Pazar

okuma notları -III-


Küreselleşme gündelik hayata bakılarak nasıl anlaşılır sorusuna Robin Williams’ın kurgusuyla bir açıdan cevap verilebilir: “merkezi Amerika’da bulunan uluslar arası bir şirketin Londra’daki bürosunda çalışan genç İngiliz, işi bitince Japon yapım arabasına binerek evine döndü. Alman mutfak gereçleri ithal eden bir firmada çalışan eşi eve ondan önce gelmişti. Çünkü küçük İtalyan arabasıyla trafikte daha kolay ilerleyebiliyordu. Yeni Zelanda pirzolası, California havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabından oluşan yemeklerini yedikten sonra, Fin yapımı televizyonlarında İngilizlerin Falkland Adalarını alışına dair bir program seyrettiler. Program sonrasında ne kadar İngiliz olduklarını hissederek mutlu oldular.”

Rana A. Aslanoğlu

Küreselleşme sivil toplum ve İslam.

Vadi yay.


***


En yalın anlamıyla simülasyon, olmayan bir şeyi var gibi göstermektir. Simülasyon gerçeğin tüm göstergelerine sahip olduğu halde, gerçeğin kendisi olmayandır.


...


Simülasyon evreninde toplumsal yoktur, toplumsal ötesi yani bir kitle vardır. Kitle, toplumsalın içi boş ve kendinden geçmiş, anlamını yitirmiş biçimidir. Simülasyon evreninde politika yoktur., politika ötesi vardır, yani politikanın anlamsızlaşmış, içi boş ve kendinden geçmiş biçimi vardır. Simülasyon evreninde kültürel yoktur, kültürel-ötesi vardır, yani kültürel olanın anlamsız, içi boş ve kendinden geçmiş biçimi vardır. Bu evren bir görünümler evrenidir, yani gerçekliğin egemen olduğu bir evrende bir biçim ve içeriğe sahip olan göstergeler bu evrende içeriklerini yitirmişler ve kendilerine rağmen yada sözde birer gösterge olarak adlandırılabilecek birer görünüme dönüşmüşlerdir. Göstergelerin işlevleri vardır. Oysa görünümler işlemseldir. Hiçbir anlamı olmadığı halde onlara bir anlamları varmış işlemi yapılmaktadır. Buna karşın görünümler müstehcen , ayartıcı olabilirler. Çünkü bu evrende geçerli olan hiçbir politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel ideolojik bir ahlak bulunmadığından sistem kendi varlığını (yani bu ahlaksız, müstehcen anacak ayartıcı görünümünü) koruyabilmek için herkesin ahlaksızlaşmasına, müstehcenleşmesine (ve öyleyse ayartıcı olmasına) çanak tutacaktır. Kitle ileti(şi)m araçları bunun için vardır. Sistem ahlaklı olamıyorsa kimse olmasın! Bu, öznenin bakış açısıdır. Ancak bunun tersi de doğrudur, kimse ahlaklı değilse sistemin ahlaklı olmasına gerek yoktur.


Oğuz Adanır

Baudrillardın simülasyon kuramı üzerine notlar ve söyleşiler

Dokuz eylül yay.


***


Simüle etmek “-mış” gibi yapmak değildir. “hastaymış gibi yapan yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simüle eden kişi ise kendinde bu hastalığa ait semptomlar görülen kişidir.” Öyleyse “mış” gibi yapmak yada gizlemek gerçeklik ilkesine zarar veremez, yani bunlarle gerçeklik arasında her zaman açık seçik, gizlenmeye çalışılan bir fark vardır. Oysa simülasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır, değil midir? Çünkü bu insan gerçek semptomlar üretmektedir. Simüle eden kişiye ne hastasın ne de değilsin denilebilmektedir. Bu kişiyi nesnel bir hasta yada sağlam olarak değerlendirebilmek mümkün değildir.


Baudrillard

Simulakrlar ve simülasyon.

Doğu batı yay.


31 Aralık 2009 Perşembe

yeni yıl....


henüz küçük bir çocukken büyüklerden işittiğim bazı sözler üzerine büyülenmiştim adeta. o zamanlar bakkal amcalardan ekmeği bilmem kaç kuruşa alırdık. avucumda tıpkı şimdiki gibi 25 kuruş görüntüleri hatırlıyorum.

ama büyüklerden, 2000 yılında 2000 markalı sigaranın 2milyon lira olacağını duyduğumda sanki kocaman bir lokma boğazıma düğümlenmişti. "aman allahım ne kadar çok paraaa!!!"

2000 yılını ilk duyduğum yıl o zamanlardı, ben henüz 80 li yıllardaydım ve 2000 yılı bana gerçekten çok uzaktı.

sonra o çookk uzak zamanlar yaklaştı, 90 lı yılların sonuna gelmiştik. belki de 2000 markalı sigara 2 milyon lirayı çoktan aşmıştı, sigara ücretleriyle pek alakam olmadı, ayrıca merak edip sormadım.

yalnız 2000 yılı o büyüleyici etkisini hala koruyordu. 1999 yılında bir sonraki yıla dair büyük düşler kuruluyordu. milenyum asrına girecek, adeta kozmik bir uzama ışınlanacaktık. artık çocuk değildim ama neredeyse yılbaşı sabahı uyandığımda yeni bir dünyaya gözlerimi açacağıma dair bir kanaat yakalamak üzereydim.

2000 yılı bir mehdi olmalıydı, yada sihirli bir değnek, en azından bir iyilik perisi. tüm insanlar bu kadar itibar ettiğine göre mutlaka üstün bir zaman dilimiydi en azından ve simya sihri gibi, anları bize dokunur dokunmaz başkalaşacaktı herşey, her yer...

büyük ve coşkulu tantanalar ile 2000 yılına girilip 1999'a tekme atıldı usulca. bu tekmeden hemen önce her zamanki gibi 10dan geriye sayıldı muhtemelen, bir çok yılbaşı hurafesi yapıldı, hindiler, çam ağaçları, kırmızı çamaşırlar.... emin değilim o saatte ben uyuyor olmalıyım. uyumayanlar benden önce gerçeği görmüş olmalılar.

sabah yine aynı yatakta uyandığımda şaşırdım sanırım. herşey aynıydı hiç bir şey değişmemişti. erken bir vakitti. konyanın en ortasında alaaddin'deydim sonrasında. yılbaşı ertesi bir günün mahmurluğunda tüm şehir aynıydı. tabelalar, yerdeki çöpler, karşımdaki tepe, otobüs durakları herşey...

milenyum asrı diğer tüm asırlar gibi gelmişti yine, hiç bir şeyi değiştirmeyerek öylesine. 2000 yılı ile 99 yılı arasında bir fark da yok gibiydi üstelik. yani en azından benim görüneni gören gözlerime.

bir gecede çok şey olabiliyorsa da yeri geldiğinde, nedense yılbaşlarında hiç bir şey değişmiyordu öyle büyülenmişçesine.

her yeni yıl arefesinde o yıl yaşadığım hayal kırıklığı gelir aklıma. bazen insanın yaşadığı sıradan bir gün içinde gerçekleşir büyük inklaplar. yılbaşının altında hiç bir numara aramamak gerek. yine de her yeni yıl arefesinde geçmiş yılın bir muhasebesini yaparım. elimde değil bu adet, şükür ve tevbe için vesile olsun derim. bir günü bitirip yeni bir güne başlarken ve her ay sonunda, her mevsim başında bir de. ve işte tüm tarih dönümlerinde. nerdeydi benim yapılacaklar listem, bakalım doğru düzgün yapmış mıyım alışverişleri?

"hadi bir pusula tutalım...... neler eksik kalmış ve neleri yapmışız gereksiz. kaç çam devirmiş, kaç can kırmış, kaç gönle akmışız yeniden.... hadi bir pusula tutalım. tevbe ve şükür için bir pusula...."


***

her anımızın hayırlara vesile olması dileği ile...

29 Aralık 2009 Salı

YALANLARI YAKARKEN…

Bir kabus ertesiydi ya da tam ortası, minik elleriyle beni uyandırdığında. Bir adam vardı düşümde. Tenini sıyırıp çıkarıyor sonra cesedini yakıyordu karanlıkta. Kaç kez yeniden ve yeniden soydu kendini, kaç kez yeni bir ten giyindi üzerine, bilmiyorum. Dehşet içinde yatağımda kıpırdanıyordum. Rüyamdan kaçmak istesem de kaçamıyordum. Haykırışlarıma kimsesiz odamdan karşılık alamıyordum. Sonra onun cama vuran minik elleri geldi beni uyandırmaya. Arka arkaya hiç üşenmeden tıklatıyordu camı. Emin olamadım, öyle zayıftı ki parmakları, pencereyi sarsanın o olduğuna inanamadım. Kalktım ve camı açtım. Minik elleriyle yüzüme dokundu yağmur, toprak kokusu sinmiş sesiyle konuştu benimle. “Geçti artık dedi, üzülme. Geçti her şey gibi ve geride kalacak bu kabuslar bile.”

***


devamı için:


http://www.kadinnews.com/index.php?ctgr_id=544&yazar_view=1407