
Küreselleşme gündelik hayata bakılarak nasıl anlaşılır sorusuna Robin Williams’ın kurgusuyla bir açıdan cevap verilebilir: “merkezi Amerika’da bulunan uluslar arası bir şirketin Londra’daki bürosunda çalışan genç İngiliz, işi bitince Japon yapım arabasına binerek evine döndü. Alman mutfak gereçleri ithal eden bir firmada çalışan eşi eve ondan önce gelmişti. Çünkü küçük İtalyan arabasıyla trafikte daha kolay ilerleyebiliyordu. Yeni Zelanda pirzolası, California havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabından oluşan yemeklerini yedikten sonra, Fin yapımı televizyonlarında İngilizlerin Falkland Adalarını alışına dair bir program seyrettiler. Program sonrasında ne kadar İngiliz olduklarını hissederek mutlu oldular.”
Rana A. Aslanoğlu
Küreselleşme sivil toplum ve İslam.
Vadi yay.
***
En yalın anlamıyla simülasyon, olmayan bir şeyi var gibi göstermektir. Simülasyon gerçeğin tüm göstergelerine sahip olduğu halde, gerçeğin kendisi olmayandır.
...
Simülasyon evreninde toplumsal yoktur, toplumsal ötesi yani bir kitle vardır. Kitle, toplumsalın içi boş ve kendinden geçmiş, anlamını yitirmiş biçimidir. Simülasyon evreninde politika yoktur., politika ötesi vardır, yani politikanın anlamsızlaşmış, içi boş ve kendinden geçmiş biçimi vardır. Simülasyon evreninde kültürel yoktur, kültürel-ötesi vardır, yani kültürel olanın anlamsız, içi boş ve kendinden geçmiş biçimi vardır. Bu evren bir görünümler evrenidir, yani gerçekliğin egemen olduğu bir evrende bir biçim ve içeriğe sahip olan göstergeler bu evrende içeriklerini yitirmişler ve kendilerine rağmen yada sözde birer gösterge olarak adlandırılabilecek birer görünüme dönüşmüşlerdir. Göstergelerin işlevleri vardır. Oysa görünümler işlemseldir. Hiçbir anlamı olmadığı halde onlara bir anlamları varmış işlemi yapılmaktadır. Buna karşın görünümler müstehcen , ayartıcı olabilirler. Çünkü bu evrende geçerli olan hiçbir politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel ideolojik bir ahlak bulunmadığından sistem kendi varlığını (yani bu ahlaksız, müstehcen anacak ayartıcı görünümünü) koruyabilmek için herkesin ahlaksızlaşmasına, müstehcenleşmesine (ve öyleyse ayartıcı olmasına) çanak tutacaktır. Kitle ileti(şi)m araçları bunun için vardır. Sistem ahlaklı olamıyorsa kimse olmasın! Bu, öznenin bakış açısıdır. Ancak bunun tersi de doğrudur, kimse ahlaklı değilse sistemin ahlaklı olmasına gerek yoktur.
Oğuz Adanır
Baudrillardın simülasyon kuramı üzerine notlar ve söyleşiler
Dokuz eylül yay.
***
Simüle etmek “-mış” gibi yapmak değildir. “hastaymış gibi yapan yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simüle eden kişi ise kendinde bu hastalığa ait semptomlar görülen kişidir.” Öyleyse “mış” gibi yapmak yada gizlemek gerçeklik ilkesine zarar veremez, yani bunlarle gerçeklik arasında her zaman açık seçik, gizlenmeye çalışılan bir fark vardır. Oysa simülasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır, değil midir? Çünkü bu insan gerçek semptomlar üretmektedir. Simüle eden kişiye ne hastasın ne de değilsin denilebilmektedir. Bu kişiyi nesnel bir hasta yada sağlam olarak değerlendirebilmek mümkün değildir.
Baudrillard
Simulakrlar ve simülasyon.
Doğu batı yay.

